E-ISSN: 2619-9467

Cover    
Year 2006 - Volume 16 - Issue 5

Open Access

Peer Reviewed

EDITORIALS
1278 Viewed

Editorials
Sayı Editöründen


Article Language: TR
Copyright Ⓒ 2020 by Türkiye Klinikleri. This is an open access article under the CC BY-NC-ND license (http://creativecommons.org/licenses/by-nc-nd/4.0/)
Değerli meslektaşlarım,

Son günlerde en son tartışma konusu olan sezaryen ameliyatlarının durumunu, bir kez daha sizlerle paylaşmak istedim. Evet doğrudur, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sezaryen ameliyatlarında, tırmanıcı tarzda bir artış görülmektedir. Bu artışın bilindiği gibi, tıbbi ve sosyal olmak üzere pek çok nedeni vardır. Detaylarına girmek istemiyorum. Yakınlarda, Sağlık Bakanlığı, sezaryen ameliyatlarının endikasyonları ile ilgili olarak, uluslararası kaynaklardan (ACOG bültenleri) çeviriler hazırlatmıştır. Daha sonra bu çevirileri, tıp fakültelerinin kadın hastalıkları ve doğum anabilim dalları ile Sağlık Bakanlığı eğitim hastanelerinin Kadın-Doğum kliniklerine göndererek, konuyla ilgili olarak görüşlerini istemiştir. Bu belgeler, daha sonra meslektaşlarımız tarafından internet ortamında tartışmaya açılmıştır. Değişik yahoo gruplarına üye olan arkadaşlarımız, görüşlerini bildirmişler hatta kendi aralarında konunun bilimsel ve sosyal boyutlarını tartışmaya başlamışlardır.

Sağlık Bakanlığımızı, zaten bilinen endikasyonları tekrar tercüme ettirip dağıtması nedeniyle kutluyoruz. Ancak bu belgelerin, yükselmekte olan sezaryen oranlarını nasıl aşağı çekeceğini pek anlayamadık. Bunun yanında ülkemizde hemen hiç yapılmayan ''Eksternal versiyon'' gibi uygulamaların nasıl uygulamaya konulacağı hakkında ciddi kuşkular vardır.

Doğum olayını, kendine özgü şu farklılıkları nedeniyle, diger acillerden ayırmak gerekiyor.
- Herhangi bir acil ameliyatın genelde bir süresi vardır, siz de o süre içinde ameliyatı yapar ve gidersiniz. Doğumda ise saatlerce hastanın yanında beklemek gerekiyor.
- Doğum olayı normal fizyolojik koşullarda devam eden bir iştir. Bu nedenle uluslararası literatüre 'Labor' olarak geçmiştir.
- Doğum olayı fizyolojik olarak ağrılıdır.
- Doğum ekibinde sadece kadın doğum ekibi olmayıp, anestezi ve pediatristlerin de doğum olana kadar beklemesi gerekmektedir.
- Hasta olarak bizden hizmet bekleyen sadece anne olmayıp, bir de sağlıklı doğurmayı beklediği bebeği vardır.
- Aileye yeni bir varlık geleceğinden, başta anne ve baba olmak üzere tüm aile yakınları tetikte ve hastanededir. Toplum olarak bizler Avrupa ve Amerikalılardan çok farklıyız. Ailenin tüm fertleri her olayda birlikte bulunmak gibi bazı kendimize özel yaşam tarzımız vardır.
- Toplum olarak, sabırsız ve çok aceleciyizdir. Her şeyin anında olmasını isteriz.
- Tüm gebelerin sağlıklı olduğuna, her gebenin sağlıklı yenidoğanları olacağına inanırız.
- Kendimiz yerine başkalarını suçlamakta üzerimize yoktur.
Peki bu kadar riskin hemen tamamını üzerine alması, talep edilen kadın doğum hekiminin gecelerini harcamasının yanında kazanacağı nedir? Merak edenler Sağlık Bakanlığı ve Tabip Odası katsayılarına bakarlar. Tüm işlemlerde göz ve plastik cerrahinin yarım saatten daha kısa süren ameliyatlarının getirilerinin altında olduğumuzu kaç kişi biliyor?

Her vaginal doğuma bırakılan hastanın mutlaka normal doğum yapacak diye bir şey olmadığını tüm meslektaşlar gayet iyi bilirler. Böyle bir olguyu sezaryene almak istediğinizde hasta sahipleri size ''kardeşim bir sorun vardı da beni eşimi neden saatlerce bekletiyorsun'' diye sorarlar. Tıbbi nedenlerini sabırla izah etseniz dahi, genelde tatmin olamazlar.

En çok şikayet, en çok dava, maalesef biz kadın doğumcularda. Bize özgü bir sigortamız var mı? Sağlık Bakanlığı'nda ya da tıp fakültelerinde tam gün çalışan kadın doğumcunun, koruyucu bir kalkanı var mı? Akşamları evinizde icapçı nöbeti tuttuğunuzda, geceleri acil vakalara kendi arabası dışında ambulansla gelen var mı? Bir kaza yaptığında veya gece bir sarhoş ya da psikopatla dalaştığında, arabası hasar gördüğünde, bir süre çalışamaz duruma düştüğünde, bu zararını kendinden başka kim karşılıyor?

Tüm bu olumsuz koşullar altında polisiye tedbirlerle, sezaryen oranlarının düşürüleceğine inanmak zordur. Doğum katsayıları arttırılmadan, olası komplikasyonlar için sigorta desteği verilmeden, hastaneleri optimal imkanlarla donatmadan bu işleri gerçekleştireceklerine inananlar, bulundukları hayal aleminden gerçek dünyaya dönmelidirler.

Hakimden, astsubaydan, emniyetçiden daha düşük ücrete mahkum edilen doktorların maaşlarında nasıl bir iyileştirme düşünülüyor? Çok merak ediyorum. Hastanelere olan sigorta ve emekli sandığı ödemeleri durma noktasına gelmiş, döner sermaye ve performans ödemeleri neredeyse ödenemez olmuştur. Tıp fakültelerine icra takipleri sırada beklemektedir.

Olumsuzluklar düzeltildiğinde, kadın doğum hekimleri üzerlerine düşeni özveriyle gerçekleştireceklerdir. Hiç kuşkunuz olmasın.

Prof.Dr. Haldun GÜNER

Editör