E-ISSN: 2619-9467

Cover    
Year 2005 - Volume 15 - Issue 6

Open Access

Peer Reviewed

EDITORIALS
1407 Viewed

Editorials
Sayı Editöründen


Article Language: TR
Copyright Ⓒ 2020 by Türkiye Klinikleri. This is an open access article under the CC BY-NC-ND license (http://creativecommons.org/licenses/by-nc-nd/4.0/)
Değerli Meslektaşlarım,

Hekimlik uygulamaları sırasında karşı karşıya kaldığımız, pek çok sorunumuz var. Çoğu zaman herkesin bilmesine ve bazen değişik platformlarda konu edilmelerine rağmen belirli aralıklarla yeniden gündeme geliyorlar. Örneğin, yahoo gruptan Dr. Bülent Tandoğan'ın yazdıklarına bir bakalım:

''Diyelim 200-250 yataklı bir kadın doğum kliniğinin hafta içi 16 saat-hafta sonu 24 saat nöbet tutan hekimisiniz. Doğumhanede sizi bekleyen 10-15 gebe, acilde en az 4-5 hasta, belki sezaryen için bekleyen 2-3 hasta ile nöbeti devir alıyorsunuz. Riskli gebelik servisinde 25-30 hasta, 2 tane 31 haftalık Hellp sendromu, en az 30-40 tane sectio post op hasta, jinekoloji kliniğinde o gün ameliyat olmuş 6-7 hastanız var. Bu hastaların hepsini nöbette tekrar görmeniz mümkün değil. Asistanlarınız bu hastaların vizitlerini yapıyorlar ve size acil bir problem olmadığını söylüyorlar. Ama o gün çok şanssız gününüzdesiniz, nöbet çok yoğun geçiyor, birçok sezaryen oluyor siz birinden çıkıp diğerine giriyorsunuz. Bu sırada jinekoloji servisindeki postop bir hastada akciğer embolisi oluyor hasta kaybediliyor. Ama siz hastayı olaydan önce görmemişsiniz, görememişsiniz! ya da riskli gebelik servisinde ertesi gün sectio planlanan miadında gebenin, gece ağrıları başlıyor yaptığınız incelemede bebeğin ex olduğunu görüyorsunuz (her kadın doğum uzmanı böyle en azından bir olaya mutlaka şahit olmuştur ve çoğunlukla hiçbir neden de bulunamaz!!), bu sırada tam açık hiç takibe gitmemiş 38 yaşında 110 kg bir gebe geliyor ağrısı başlayınca size gelmiş, gelir gelmez vajenden bas çıkmış omuz takılmış bebek 4600 gr ve Apgar 3'ün altında bebek asfiktik ve brachial plexus felci gelişiyor. Bu durumda olan bu komplikasyonlardan dolayı kim sorumludur?''

Dr. Bülent Potur'un yine internetten gönderdiği yanıtta şöyle yazıyor:
''Öncelikle şunu belirteyim ki, komplikasyon zaten belli oranda beklenen bir durumdur. Sorumluluk ise ihmal halinde araştırılabilir. Çalışılan hastanenin uzman hekimlerinin nöbet tutma düzeni, hizmetin gereklerine göre başhekimlikçe düzenlenir. Yoğun geçen nöbetleriniz nedeni ile tüm vakalara yetişememe durumu oluyor ise birkaç uzmanın aynı anda farklı servislerde nöbet tutması gündeme getirildi mi? Ya da bu konuda belli standartlar var mı? Özellikle yurt dışında böylesine büyük doğumevi hastanelerinde hizmet ve nöbet hizmeti nasıl yürütülüyor?''

Acaba siz, bu senaryoya nasıl yanıt verirdiniz? Sizlerin de buna benzer pek çok durumla karşılaştığınızı biliyorum. Özellikle taşrada zor koşullarda çalışan arkadaşlarımın söyleyecekleri pek çok şey olmalı. Damdan düşenin halinden, damdan düşen anlar derler. Yanıtlarınızı, geldiği yerler olan, kadın doğum ve nisaiye yahoo gruplarına gönderiniz.

Bir zamanlar, elektrik kesilmesi nedeniyle ışıldakla, halotan cihazı bulunmayan anestezi aygıtlarıyla, anestezi ve çocuk uzmanı, gibi acil gereksinim duyduğumuz meslektaşlarımız yokluğunda, yaptığımız ameliyatları, galoşsuz girdiğimiz ameliyathaneleri, kan bankası, patoloji laboratuvarı bulunmayan koşulları, toplam kırk yataklı klinikte, jinekoloji hastalarının yanında günde, ortalama yirmi beş doğumu, yatakta çift yatırdığımız hastaları, tek setle zefiranda yıkamak suretiyle, peş peşe 8-10 acil küretaj yaptığımızı, ipek bulunmadığından ağ ipliğiyle diktiğimiz hastalarımızı hatırladıkça tüylerim diken diken oluyor.

Seninki de iş mi hocam. Gel de, 26 Ağustos'ta, Afyon'dan yola çıkıp, öküzüyle çektiği topuyla, sırtında aç olmasına rağmen yemeyi düşünecek fırsatı bile olmadığı peksimet torbası ve tüfeğiyle, düşmanla can pahasına savaşa savaşa, dağları bayırları delerek, çoğu zaman yayan, dile kolay, ''on beş gün içinde toplam beş yüz kilometre'' kat ederek, iki yüz bin düşmanı önüne katıp, coşkun bir sel gibi, 9 Eylül'de İzmir'e ulaşanları, vatanın harim-ismeti için seve seve ölenleri konuşalım dediğinizi duyar gibi oluyorum.

İşte böyle, üstat Turgut Özakman, 'Şu çılgın Türkler'i, bir yazdı pir yazdı. Elleri dert görmesin. Ülkemizde, altı ayda iki yüz baskı yapan başka bir kitabı ben hatırlamıyorum. Umarım, okumayanımız kalmamıştır.

Lütfen, korsanını değil, gerçeğini alalım. Okuduktan sonra kütüphanemizin en değerli köşesine yerleştirelim. Çünkü o, nesiller boyu okunacak bir baş yapıt, bir referans kitabı. Ben öyle yaptım. Bugün, bu ülkede, hür olarak yaşıyorsak, çağdaş ülkemizi yeniden kuranları, bu uğurda can verenleri, Atatürk'ü ve silah arkadaşlarını, özetle 'Kemal'in askerleri'ni unutmayalım.
Saygılarımla.

Prof.Dr. Haldun GÜNER

Editör